The Artisan Istanbul MGallery Collection, 1950’lerin modernist mimarisinden Beyoğlu’nun sanat mirasına, çağdaş sanat koleksiyonundan gastronomi ve sürdürülebilirlik yaklaşımına uzanan çok katmanlı bir deneyim sunuyor. Gümüşsuyu’nda, şehrin tam merkezinde konumlanan otel, konaklamayı sanat, tasarım ve gastronomiyle şekillenen bütüncül bir şehir anlatısına dönüştürüyor.
Gümüşsuyu’nda, Taksim ile Dolmabahçe arasında konumlanan The Artisan Istanbul MGallery Collection, 1950’lerin modernist mimarisini Beyoğlu’nun sanat ve kültür mirasıyla buluşturuyor. 136 odalı otel, sanat koleksiyonu, tasarım detayları, gastronomi mekanları ve kişiselleştirilmiş hizmet anlayışıyla şehir otelciliğine kendine özgü bir yorum getiriyor.
Genel Müdür Eylem Atalay, otelin konumunu anlatırken Gümüşsuyu’nu “İstanbul’un entelektüel ve tarihi kalbi” olarak tanımlıyor. The Artisan Istanbul’un tüm odalarının tasarımında da bu ruhun misafir deneyimine taşınması hedeflenmiş. Superior ve Deluxe odalardan teraslı süitlere kadar farklı kategoriler, ev konforunu rafine bir estetikle buluştururken, pencereden dışarı bakıldığında İstanbul’un Boğaz’a ve Beyoğlu’na uzanan hikayesi odanın doğal bir parçasına dönüşüyor.
1950’lerden bugüne
The Artisan Istanbul’un tasarım anlayışını anlamak için önce binanın geçmişine bakmak gerekiyor. 1950’li yıllarda inşa edilen yapı, uzun yıllar Philips’in Türkiye’deki genel merkezi olarak kullanılmış. Döneminin “işlev formu takip eder” anlayışını yansıtan bina, dış cephesindeki yatay çizgiler, tekrarlayan dikdörtgen pencere grupları, grid düzeni ve pürüzsüz taş kaplamasıyla 1950’lerin Mid-Century Modern mimarisinin yalın örneklerinden biri.
Otele adım atıldığında ise bu modernist yapı, Beyoğlu’nun kültürel geçmişine gönderme yapan farklı bir tasarım diliyle karşılaşıyor. Buradaki yaklaşım, Art Nouveau ya da Art Deco’nun tarihsel unsurlarını birebir kopyalamak yerine, bu mirası çağdaş bir zanaat anlayışıyla yeniden yorumlamak üzerine kurulmuş.
Lobi ve koridorlarda kullanılan pirinç aydınlatmalar, geometrik mermer zeminler ve resepsiyonun arkasındaki keskin hatlı paneller bu yaklaşımın parçaları. Teras restoranı Topaz’ın barında yer alan kemerli geometrik ahşap paneller ve oval pirinç aplikler ise Art Deco estetiğini güncel bir yorumla mekana taşıyor.
Artisan
Bu noktada “Artisan” kavramı da otelin kimliğinin önemli bir parçasına dönüşüyor. Tasarımın farklı katmanlarında karşılaşılan malzeme, form ve el işçiliği detayları, mekâna dekoratif bir bütünlükten çok karakter kazandırıyor. Otel, geçmişin estetik mirasını bugünün şehir oteli anlayışı içinde yeniden ele alıyor.
Yaşayan bir sanat galerisi
The Artisan Istanbul’un tasarım hikayesini tamamlayan en güçlü unsur ise sanat. Otel yönetimi sanatı bir dekorasyon unsuru olarak değil, misafirle ve şehirle iletişim kuran canlı bir deneyim olarak konumlandırıyor. Bu nedenle sanat koleksiyonu lobiyle sınırlı kalmıyor; koridorlardan odalara, toplantı salonlarından terasa kadar otelin farklı noktalarına yayılıyor.
Koleksiyonda resim, heykel, enstalasyon, fotoğraf, litografi ve kağıt üzerine farklı tekniklerle üretilmiş eserler yer alıyor. Türk sanatçıların İstanbul’un izlerini taşıyan çalışmalarının yanında uluslararası çağdaş sanatçıların eserleri de koleksiyona küresel bir boyut kazandırıyor.
İlk karşılaşma
Sanat deneyimi aslında otele girmeden başlıyor. Caddeden geçenlerin de fark edebileceği Richard Mas’ın sürreal tarzıyla dikkat çeken “dudak başlı” heykelleri, lobiden dışarı bakarak otelin sanat yaklaşımının ilk ipuçlarını veriyor. İçeri adım atıldığında ise Fransız heykeltıraş Bruno Catalano’nun “Les Voyageurs” serisinden, gövdesinin bir bölümü eksik bronz heykeli karşılıyor misafirleri. Yolculuk, eksiklik ve hareket duygusunu taşıyan bu figür, bir şehir otelinin girişinde İstanbul’a gelen gezgin için güçlü bir metafora dönüşüyor.
Otelin diğer alanlarında da sanat farklı biçimlerde karşılık buluyor. Mermer, bronz, tuval, cam ve fotoğraf gibi farklı malzemelerle üretilmiş soyut, figüratif ve sürreal çalışmalar, konaklama deneyiminin doğal bir parçası haline geliyor. İstanbul’un müzeleri, bienalleri ve sanat fuarlarıyla büyüyen bir sanat kenti olduğu düşünüldüğünde, otelin bu kültürel atmosferi kendi bünyesine taşıması da konumuyla örtüşüyor.
Art & Kitchen ve Topaz
Otelin gastronomi anlayışı da tasarım ve sanatla kurulan bu bağın devamı niteliğinde. The Artisan Istanbul’un iki önemli gastronomi noktası, farklı ihtiyaçlara ve günün farklı anlarına hitap ediyor: Art & Kitchen ve Topaz.
Adını doğrudan sanat ve mutfak birlikteliğinden alan Art & Kitchen, gün boyunca yaşayan bir restoran olarak konumlanıyor. Yerel ve uluslararası mutfakların modern yorumlarını sunan mekân, otelin sanat koleksiyonunun yarattığı atmosferi gastronomi deneyimine taşıyor. Daha dinamik, sıcak ve rahat bir buluşma noktası olarak tasarlanan restoran, şehir otelinin gün içindeki temposuna eşlik ediyor.
Topaz ise otelin terasında yer alan ve Boğaz manzarasını deneyimin merkezine alan imza mekanı. Modern Akdeniz ve Türk mutfağının rafine yorumlarını sunan restoran, gastronomiyi manzara, mimari ve akşam atmosferiyle birleştiriyor. Ahşap ve pirinç detayların hakim olduğu tasarım, imza kokteyller ve akşam saatlerinde yükselen ritimle birlikte Topaz’ı daha deneyim odaklı bir gastronomi adresine dönüştürüyor.
Türk misafirperverliği
Ve bu hikayenin merkezinde ise Türk misafirperverliği bulunuyor. Genel Müdür Eylem Atalay’ın ifadesiyle otelin hedefi, dünyaca tanınan Türk misafirperverliğini MGallery’nin servis anlayışıyla buluşturmak. Böylece misafire hem uluslararası standartlarda bir hizmet hem de kendisini bulunduğu şehrin içinde hissettiren daha kişisel bir deneyim sunuluyor.
Sürdürülebilirlikte çevre ve toplum birlikte
Otelin gündeminde deneyimin yanı sıra sürdürülebilirlik de önemli bir yer tutuyor. The Artisan Istanbul, GSTC standartları kapsamında bağımsız değerlendirmelerden geçerken, Accor Grubu’nun global sürdürülebilirlik yaklaşımı doğrultusunda enerji ve su tüketiminin optimizasyonu, karbon ayak izinin takibi ve atık yönetimi üzerine çalışmalar yürütüyor. Odalarda tek kullanımlık plastiklerin azaltılması, yeniden doldurulabilir banyo ürünleri, havlu ve nevresim değişiminde ekolojik seçenekler ve bina genelindeki akıllı enerji takip sistemleri bu yaklaşımın günlük hayattaki karşılıkları arasında.
Ancak otel için sürdürülebilirlik çevresel başlıklarla sınırlı değil. Sanatın toplumsal farkındalık yaratma gücü de bu anlayışın bir parçası. Yakın zamanda Çöpüne Sahip Çık Vakfı’nın tüketim alışkanlıkları ve atık sorununa dikkat çekmek amacıyla düzenlediği “Farkında Mısın?” Ulusal Fotoğraf ve Kısa Video Yarışması’na ev sahipliği yapan otel, sanat ile çevre bilincinin buluştuğu projeleri destekliyor.
Önümüzdeki dönemde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Zirvesi paralelinde gerçekleştirilecek projelerde de gıda atıklarına odaklanılması planlanıyor. Başşef Cem Erbil’in “sıfır atık, vejetaryen, lokal ve organik” ilkeleriyle hazırlayacağı özel menü eşliğinde gerçekleştirilecek “Şefin Masası” buluşmalarıyla, sürdürülebilir gastronomi konusunda farkındalık yaratılması hedefleniyor.
www.theartisanistanbul.com/tr