10 Haziran 2026, Çarşamba

Urla Taş Konak Zamanı yavaşlatan tatil

Urla Taş Konak Zamanı yavaşlatan tatil
Şebnem ve Oğuz Akalın’ın Urla Taş Konak’ta yarattığı atmosfer, bir konaklamadan çok daha fazlasını sunuyor. İnsanlara yeniden yavaşlamayı, anda kalmayı ve hayatın yalın halini hatırlatıyor. Gastronomi yaklaşımı da, yerel ve doğal ürünleri odağına alırken, 100 yılı aşan geçmişiyle yaşayan ekşi maya “Mecnun” gibi hikayelerle zenginleşiyor.

Urla, son yıllarda artan nitelikli konaklama seçenekleri ve güçlü gastronomi sahnesiyle Ege turizminin parlayan yıldızlarından biri haline geldi. Bağ rotalarından butik otellere uzanan bu dönüşüm, bölgeyi bir tatil noktası olmasının yanı sıra bir yaşam deneyimi destinasyonu olarak öne çıkarıyor.

Bu yükselişin en zarif temsilcilerinden biri olan Urla Taş Konak, 150 yılı aşan geçmişi ve incelikli yaklaşımıyla misafirlerine zamanın yavaş aktığı bir dünyanın kapılarını aralıyor. Konağın sahipleri Şebnem ve Oğuz Akalın ile yaptığımız söyleşi, bir yapının ruhuyla birlikte nasıl yaşatıldığını gözler önüne seriyor.

Taş duvarlarda saklı bir tarih

1870 yılında Urla’nın köklü ailelerinden biri için inşa edilen konak, uzun yıllar yaşamın içinde yer aldıktan sonra bir süre kaderine terk edilmiş. 2019 sonunda tamamlanan titiz bir restorasyon süreciyle ise adeta yeniden doğmuş.

Her bir taşın, tahtanın ve detayın özenle korunduğu bu süreçte konak, adeta “iğne oyası gibi” işlenmiş. Bugün ise Urla’nın kalbinde, geçmişle bugünü buluşturan yaşayan bir hafıza olarak varlığını sürdürüyor.

Konağın odaları da bu hafızanın bir parçası. Necati Cumalı, Yorgo Seferis, Büyük İskender, Anaxagoras ve Prenses Uliçe gibi isimleri taşıyan odaların her biri ayrı bir hikaye sunuyor.

Yüksek tavanlar, taş duvarlar ve ahşap merdivenler arasında dolaşırken, geçmişin izleri bugünün konforuyla birleşiyor.

Her odada farklı bir karakter

Urla Taş Konak’ta yalnızca beş oda bulunuyor ve her biri kendine özgü bir kimlik taşıyor. Loş ve dingin atmosferiyle dikkat çeken Büyük İskender odası, sessizlik arayanlar için ideal bir sığınak.

Sokak manzarası ve bol gün ışığıyla öne çıkan Necati Cumalı odası, ferahlığıyla en çok tercih edilenlerden biri. Bahçeye açılan ve geniş yaşam alanıyla dikkat çeken Anaxagoras ise daha ayrıcalıklı bir deneyim sunuyor.

Aileler için tasarlanan Prenses Uliçe, konağın en geniş odası olarak konforu ön planda tutarken; bir zamanlar mutfak olan Yorgo Seferis odası, geçmişin izlerini bugüne taşıyan özel atmosferiyle dikkat çekiyor.

Bahçede zaman

Konağın belki de en etkileyici alanlarından biri bahçesi. Misafirleri ilk karşılayan şey ise tek kelimeyle “huzur.”

Melisa kokuları, limon ağaçları, begonviller ve sardunyalar arasında akan dingin bir zaman… Arka planda kimi zaman bir tango, kimi zaman bir Ege türküsü… Ve bu atmosferin doğal sakinleri kediler: Keto ve Kılçık.

Café Lea

Konağın mutfağı olan Café Lea ise bir tutkunun yansıması. Şebnem ve Oğuz Akalın için mutfak bir terapi alanı; bu yüzden sunulan her tabak samimi ve özenli.

Menünün temelinde iyi malzeme, sade sunum ve yerel üreticiye duyulan güven var. Reçeller konakta hazırlanıyor, yoğurt Jersey sütünden mayalanıyor, tereyağı ise kaymağından elde ediliyor. Ürünlerin büyük bölümü Urla’daki üreticilerden temin ediliyor. Kahvaltı sofraları bu yaklaşımın en güçlü ifadesi: Doğal, katkısız ve abartıdan uzak.

Geçmişten gelen bir lezzet: “Tartı”

Menüde öne çıkan lezzetlerden biri ise yörede “tartı” ya da “tortulu yumurta” olarak bilinen geleneksel tarif. Sütün uzun süre pişirilerek ayrıştırılmasıyla elde edilen bu ürün, geçmişten bugüne uzanan kadim bir saklama yöntemi.

Urla Taş Konak’ta düzenlenen özel etkinlikler de en az konaklama deneyimi kadar özgün. Yunan, Balkan ve Girit mutfaklarından ilham alan sofralar, konuk şeflerle birlikte hazırlanıyor. Bu etkinliklerde öncelik ticari kaygı değil, kaybolmaya yüz tutmuş lezzetleri yeniden hatırlamak ve samimi bir paylaşım alanı yaratmak.

Belki de konağın en güçlü yanı, misafirlerinde bıraktığı his. En sık duyulan cümle şu: “Burada zaman yavaşladı.”

Yorum Yaz

captcha