İdamera, aile mirası, göç ve sürdürülebilir tarım

İdamera, aile mirası, göç ve sürdürülebilir tarım
Gudrun Wagner ve Ferit Uzunoğlu’nun hikayesi; farklı coğrafyalar, diller ve kültürler arasında şekillenmiş bir aile mirasına dayanıyor. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde edinilen ekolojik tarım deneyimleri, bugün Kazdağları’nda hayvan refahını, biyodinamik üretimi ve etik emeği önceleyen İdamera Çiftliği’nde hayat buluyor.

Tülay Saygılı

Bir sabah, Kazdağları’nın eteklerinde güneş yavaşça doğarken, İdamera çiftliğinde gün başlıyor. İdamera’da hayvanların refahı ve emeğin kıymeti ön planda tutuluyor. Çiftliğin ziraat fakültesi mezunu sahipleri Gudrun ve Ferit’in sevgisi, doğaya duyulan saygı ve Kazdağları’nın bereketi…Bir ailenin nesilden nesile aktarılan hikayesi ve tarım yolculuğu hakkında merak edilenleri konuştuk.

Sevgili Gudrun Wagner sizi tanıyabilir miyiz?

Avusturya’da, Semmering adında, Alp dağlarının uzantılarında yer alan küçük bir köyde doğdum. Köyümüz, ormanlarla çevrili ve temiz havası ile ünlü. Yaklaşık bin metre yükseklikte. Ailem burada bir otel işletiyor; babam hem otelin sahibi hem aşçısı, annem ise resepsiyon ve servis işlerini yönetiyor. Otel, 2000 yılından beri organik sertifikalı. Özellikle yerel ve doğal gıdalara çok önem veriyoruz. Bahçemiz sertifikalı organik tarım esaslarına göre işleniyor. Köyümüz 1900’lerin başından beri turist çekiyor.

Toprakla çalışmak sizin için ne ifade ediyordu?

Toprakla çalışmak bana her zaman huzur verdi. Toprak ile çalışmak, doğayla bütünleşmek gibiydi. Kendi emeğimle bir şeyler üretmenin mutluluğunu yaşıyorum.

Turizm okulunu bitirdikten sonra, doğaya duyduğunuz sevgi ile Viyana Doğal Kaynaklar ve Yaşam Bilimleri Üniversitesi’nde Ekolojik Ziraat okumuşsunuz.

Her zaman doğayla iç içe olmak, kendi ürettiğimiz gıdayı tüketmek benim için çok kıymetliydi. İtalya’da küçük bir çiftlikte inek sağdım, sadece beş inek vardı; bu 5 inekten çok çeşitli peynirler ve yerel pazarda satış ile çiftçi geçimini sağlıyordu. İsviçre’de kiraz topladım. Fransa’da keçi sütü işleyen bir işletmede çalıştım. Almanya’da tohum üreten bir işletmede ve büyük bir biyodinamik kolektif çiftlikte görev aldım. Bu tecrübeler bana, doğanın yaşamımızdaki en kıymetli hazinemiz olduğunu bir kez daha gösterdi.

Çiftliğinizde süt ürünleri üretiyorsunuz, bu ürünlerin çok özel bir yanı da var. Bunu okuyucularımızla paylaşır mısınız?

Sütün ne kadar çeşitli ürünlere dönüşebildiğini görmek, üretim sürecini deneyimlemek bana ilham veriyor. Sütün tazeliği ve kalitesi, her şeyin temelini oluşturuyor. Bizim çiftliğimizde yavrular annesinin yanında büyüyor, annesi de mutlu ve daha az stres yaşıyorlar, daha sağlıklı büyüyor. Maalesef endüstriyel tarımda yavru neredeyse doğar doğmaz annenin yanından ayrılıyor ve üretimin bir parçası olmaya zorlanıyor. Şu an çiftliğimizde endüstriyel hayvancılıkta çok rastlanmayan şekilde, 15 yaşında çok sağlıklı bir ineğimiz var. Hayvan refahını da her zaman önde tutmaya kararlıyız.

İdamera’dan okuyucularımız hangi ürünleri temin edebilir?

Taze peynir, zeytinyağlı peynir, tamambert ve sert peynirlerimiz, yoğurdumuz var. Zeytin ve zeytinyağımız var. Kendi bahcemizden ürünler ile turşu ve baharat karışımları yapıyoruz. Online sipariş formu üzerinden bize sipariş verebilirler.

Ferit Uzunoğlu sizi de tanıtabilir miyiz?

Ailem, farklı coğrafyalardan gelen iki kültürle şekillendi. Babam Edremit’in yerlisi, annem ise Avusturyalı. Babam ilkokuldan itibaren Galatasaray’da yatılı okumuş. Annem Avusturya’da dil okurken burs ile İstanbul Üniversitesi’ne gelmiş. Tanışmaları İstanbul’da olmuş. Evimizde hem Almanca hem Türkçe konuşuluyordu, annem kültürünü kaybetmememiz için bize evde düzenli olarak Almanca dersler verdi, kitaplar posta yoluyla gelirdi. Çocukluğum, Edremit’te ailemle çiftlikte ve doğayla iç içe geçti. Zamanla tarım arazilerimiz küçüldü, ekonomik zorluklar yaşandı. Her kaybolan parselle, ailemin geçmişten getirdiği o yaşam alanı biraz daha küçüldü. Ama o doğal ortamda büyümek bana çok şey kattı.

Eğitim hayatınız nasıl geçti?

Liseyi Edremit’te tamamladım. Abimin desteği ile Avusturya’da üniversiteye yazıldım ve okudum. Üniversite deneyimi benim için aydınlatıcı oldu; etik ve felsefi konularda tartışma ortamı, özgür düşünceyle birleşti. Hocalarımın farklı bakış açıları bana dünyaya daha geniş bir perspektiften bakmayı öğretti. Hukuk ve insan hakları dersleri özellikle aklımda kaldı. Kendimi geliştirme ve hayata olan bakış açımı şekillendirme açısından bu dönem çok değerliydi. Eşim ile de burada tanıştım.

Sizin okul sonrasında yurt dışı deneyimleriniz nasıl geçti?

Üniversite yıllarımda pek çok teknik gezi ve uygulamalı stajda yer aldım. Özellikle ilk yazımda, Kuzey İtalya’da bir yaylada çalışmak benim için dönüm noktası oldu. Orada, 90 gün boyunca 60 baş inekle her gün peynir ürettik ve hem işin pratik kısmını öğrendim hem de yayla koşullarında peynir üretmenin zorluklarını deneyimledim. Ekipte sadece üç öğrenciydik; sırayla çobanlık, peynir ustası ve peynir usta yardımcısı işlerini yaptık, böylece her alanda deneyim kazandık. İsviçre’de Biyolojik Tarım Araştırma Enstitüsü’nde yaptığım 4 aylık stajda da küçükbaş hayvanlarda rastlanabilen parazitler üzerinde çalıştım.

Bu müthiş deneyim ve bilgi birikimi ile aynı zamanda anahtar teslim projeler yapıyorsunuz.

Son üç dört yıldır bahçe danışmanlığına başladık; sezonda haftada birkaç kez farklı yerlere gidip anahtar teslim bostanlar kuruyoruz; toprağı hazırlıyor, gübreliyor, damla sulama sistemini çekiyor ve dikim aşamasını tamamlıyoruz. Sonrasında ise müşteriye hem bakım hem de hasat süreçlerini gösteriyoruz. Bu danışmanlık doğrudan uygulamalı ve kapsamlı olarak gerçekleşiyor.

Ülkemizde son yıllarda her fırsatta doğa bize kendisi hatırlatıyor. Sizce; sürekli doğa ile iç içe yaşayan birisi olarak doğanın bize mesajı nedir?

Doğayla iç içe yaşayan biri olarak, doğanın bize en önemli mesajının, onun bir düşman ya da fethedilecek bir alan değil; aksine, üzerinde yaşam bulduğumuz, bize hayat sunan bir dost olduğu olduğunu düşünüyorum. Doğa, her davranışımızın bir karşılığı olduğunu, ona zarar verdiğimizde aslında kendimize zarar verdiğimizi sık sık hatırlatıyor. "Toprağı işlemek" yerine "toprakla birlikte çalışmak", "zararlılarla savaşmak" yerine "doğal dengeyi korumak" gibi ifadeler, doğaya daha saygılı ve bütünleşik bir yaklaşımı teşvik ediyor.

Yorum Yaz

captcha