06 Nisan 2026, Pazartesi

Soğuk kuzey’in sıcak başkenti: Oslo

Soğuk kuzey’in sıcak başkenti: Oslo
Oslo, soğuk kuzeyin içinde sıcacık bir ruh barındırıyor. Karla örtülü sokakları, sanatı, modern mimarisi ve refah seviyesiyle hem sert hem de zarif bir başkent. Kışın ortasında bile insanı içine çeken, dingin ama güçlü bir şehir. Şirvan Tanrıkulu

Şirvan Tanrıkulu

Bazı şehirlere kış mevsimi çok yakışır, adeta oranın dokusunu yansıtır. İşte Oslo da böyle bir yer, belki bunda kış çocuğu olmamın ve kışı çok sevmemin de etkisi vardır. İskandinav ülkeleri arasında keşfetmeyi en sona bıraktığımız başkent Oslo oldu.

Havaalanına indiğimizde uçağımızı fırtınalı bir kar yağışı karşıladı ve o anda pilotumuzun -8 dereceyi söylediğini duyduk.

Şehir merkezinde bizi ilk karşılayan ise, İskandinavların çok sevdiğim tarçınlı çörek kokusu oldu; o anda doğru yerde olduğumu anladım.

Balıkçılıktan dünyanın en zengin varlık fonuna

Birçok güncel listeye göre Norveç, kişi başı milli gelirde dünya genelinde genellikle 4–10. sırada yer alır. Çoğumuz Norveç Varlık Fonu’nu duymuşuzdur.Norveç Varlık Fonu, büyüklüğüyle dünya sıralamasında 1. sırada.

Yazan kaynaklara göre, petrol bulunmadan önce Norveç ekonomisinin temel dayanaklarından biri balıkçılıkmış. 1960’ların sonundaki petrol keşfi ise Norveç ekonomisini güçlendirmiş, ancak asıl farkı yaratan, bu gelirin çok iyi yönetilmesi olmuş.

Fonun toplam değeri nüfusa bölündüğünde, Norveç’te kişi başına düşen pay yaklaşık 250 bin–300 bin ABD doları seviyesinde. Böyle refah seviyesine sahip bir ülkenin başkentini birlikte gezeceğiz.

Kaplan şehir Oslo

Şehir merkezinde yer alan büyük bronz kaplan heykeli 2000 yılında, Oslo’nun 1000. kuruluş yılı anısına Heykeltıraş Elena Engelsen tarafından yapılmış. Oslo’nun lakabı olan “Tigerstaden” yani Kaplan Şehri simgelemektedir. Kaplan burada; büyük şehri, güçlü ve etkileyici bir metropolü, biraz sert ve zorlu şehir yaşamını temsil ediyormuş.

Şehrin kalbinin attığı yer Karl Johans Gate

Hemen otelimize yerleştikten sonra, şehrin kalbinin attığı yer olan Karl Johans Gate Caddesi’ne doğru yürüyoruz. Havaya rağmen cadde oldukça kalabalık; yağış durmuş, soğuk ise Oslo’da yaşayanlar için adeta yaşamın doğal bir parçası haline gelmiş. İlk dikkatimi çeken, bizim giydiklerimizin aksine Norveçlilerin oldukça ince giyinmiş olmaları; anlaşılan iklime uyum bu olsa gerek. Hava erken karardığı için, daha öğleden sonra saat 15.30 civarında herkes alışveriş telaşına girmiş. O sırada vitrinlere bakarken, şehrin hakkındaki “pahalı” ününün boşuna olmadığını fark ediyoruz.

Oslo Kraliyet Sarayı

Karl Johans Gate Caddesi’nin sonunda önce küçük bir park karşılıyor sizi, ardından göz alıcı ışıklarıyla Kraliyet Sarayı yükseliyor. Avrupa’daki birçok sarayla kıyaslandığında oldukça sade bir yapıya sahip. Oysa cadde boyunca yürürken, 1900’lerden kalma binaların her biri adeta nakış gibi işlenmiş; tüm zarafetleriyle ayakta duruyor ve şehrin tarihini sessizce anlatıyor.

IV. Christian eldiveni

Oslo’nun en önemli simgelerinden biri, IV. Christian’ın eldiveni olarak karşımıza çıkan bronz heykel. 1624’te büyük bir yangından sonra şehri yeniden kuran kralın eldiveni, kraliyet gücünü ve otoritesini simgeliyor. Halk arasında anlatılan hikayeye göre, yangından sonra kral eldivenini fırlattığı yerde bugünkü Oslo’nun temeli atılmış.

Heykeller şehri Oslo

Vigeland Heykel Parkı

Oslo adeta bir açık hava müzesi gibi; şehrin birçok noktasında yürürken heykellere rastlamak mümkün. Toplamda 400’den fazla heykel olduğu söyleniyor. Biz soğuk havaya alışmışken, ünlü Vigeland Heykel Parkı’nı ziyaret etmeye karar verdik ve burası beni en çok etkileyen yerlerden biri oldu. Parktaki 212 heykel, insan hayatının tüm evrelerini ve sevgiyi öylesine etkileyici bir şekilde yansıtıyor ki, her bakışta derin bir duygusallık hissediyorsunuz.

Soğuk hava ve parkın içinden geçen nehrin donmuş olduğunu görünce, haklı olarak bir kahve molası vermemiz gerektiğini düşündük.

Oslo’nun kıyılarında bir “ÇIĞLIK”: Munch Müzesi

Dünya’nın en önemli dışavurumcu; ruhsal ve duygusal konuları işlediği eserleriyle tanınan sanatçı Edvard Munch’un Oslo’lu olduğunu biliyor muydunuz? Yaşadığı dönem 1863 ve 1944 yılları arasına yaklaşık 1006 eser sığdıran sanatçıya Oslo halkı Kuzey’in denizinde süzülen harika bir müze ile sahip çıkarak eserlerini simgeliyor. Munch’u özellikle dünyaca ünlü “Çığlık” tablosuyla tanıyoruz. Müze de Munch’un yaklaşık 26 bin 724 eseri bulunuyor. Özellikle “Çığlık” tablosunun 3 farklı versiyonu mevcut ve bunların her biri yarım saat arayla açılarak sergileniyor.

“Çığlık” insanın varoluşsal korkusunu evrensel bir simgeye dönüştüren başyapıt olarak, burada her ziyaretçiyi etkisi altına alıyor. Oslo gezimizde bizi en çok heyecanlandıran duraklardan biri kesinlikle burasıydı.

Oslo Opera Binası

Munch Müzesi’nin hemen yanında, deniz kenarında yer alan Oslo Opera Binası, 2008’de Snøhetta tasarımıyla buz küresini simgeleyen etkileyici bir yapı olarak karşımıza çıkıyor.

Yatay mimarisi ve çatısında yürüyen insanlarla oluşturulan görünüm, kimi zaman penguen figürlerini anımsatıyor. Kısacası bina, Norveç’in fiyortlarından, doğasından ve kuzey ikliminden esinlenerek tasarlanmış.

Norveç Açık Hava Müzesi (Norsk Folkemuseum)

Burası benim çok severek dolaştığım yerlerden biriydi. Soğuk ve karlı havada burayı gezmek, adeta eski Norveç yaşamının bir simülasyonunu yaşamak gibi hissettirdi. Yaklaşık 150’den fazla tarihi binanın sergilendiği bu geniş açık hava müzesinde, özellikle 1200’lü yıllardan kalma Gol Stave Kilisesi dikkat çekiyor.

Fram Müzesi

Çok etkileyici bir müzeydi. Müzede sergilenen Fram adlı gemi, 1892 yılında Norveçli kaşifler tarafından inşa edilmiş ve ilk kutup keşiflerinde kullanılmış orijinal ahşap gemi olup, ses ve görsel efektlerle ziyaretçilere sunulmaktadır.

Aker Brygge & Tjuvholmen

Oslo’nun hava güzel olunca en hareketli yerlerinden Aker Brygge ve Tjuvholmen benim de aklımda çok güzel izler bıraktı. Burası Oslo’nun deniz kenarında yer alan, restoranları, kafeleri ve modern mimarisiyle öne çıkan canlı bölgesi olarak yer alıyor. Buradan denize baktığınızda deniz üzerinde yüzen saunaları ve saunadan çıkıp bu soğukta denize atlayanları da görüp hayrete düşüyorsunuz.

Yeme içme

Norveç’in petrolden önceki en önemli gelir kaynağının büyük ölçüde balıkçılık olduğunu düşünürsek, balığın Norveç mutfağındaki lezzetini ve toplum hayatındaki önemini daha iyi anlayabiliriz. Somon balığı, mutfağın vazgeçilmez tatları arasında yer alıyor. Aker Brygge’de somonuyla ünlü restoranlarda yaşadığımız bu tadım deneyimi ise anılarımızda özel bir yer edindi. Kuzey denizinin soğuk sularında yaşayan somonların tadı çok gerçekten bambaşkaydı. Fiyatların yüksek olduğunu da belirtmekte fayda var. Balık çeşitleri o kadar yaygın ki burada yaşayan arkadaşlarımızdan çocukların kahvaltı için balık konserve yediklerini duydum. Marketlerde de bu konserveleri çok yaygın olarak görüyorsunuz. Kış aylarında morina balığı da çok tüketiliyor. Ayrıca ren geyiği etiği ve kurutulmuş et ve balıkların da çok yaygın olduğunu gördük. Kahvaltılarda ise kahverengi Brunost peynirlerini denedik, karamelimsi tadıyla değişik bir peynirdi diyebilirim. Buraya özge waffle‘larda da bu peyniri kullanarak reçelle servis ediyorlar.

Yorum Yaz

captcha